|
|
Açılış sayfam yapmak
istiyorum.
Favorilerime Ekle
Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi (1207 - 1273)
Mevlana'nın asıl adı Muhammed Celaleddin'dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine
sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi, ona,
daha pek genç iken Konya'da ders okutmaya basladığı tarihlerde verilir. Bu
isim sems-i Tebrizi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlana'yı sevenlerce
kullanılmış; Adeta adı yerine sembol olmuştur.
Rumi, Anadolu demektir.
Mevlana'nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyillarda Diyari Rum denilen
Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturması, ömrünün büyük
bir kismının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.
Mevlana'nın doğum yeri, bugünkü Afganistan'da bulunan, eski büyük Türk
kültür beldesi Belh'tir.
Mevlana'nın Doğum tarihi ise (6 Rebiu'l Evvel, 604) 30 Eylül 1207'dır. Bazı
araştırmacıların tespitine göre, O'nun doğum tarihi 1182'dir.
Asil bir aileye mensup olan Mevlana'nın annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı
Mümine Hatun; babaannesi, Harezmsahlar (1157 Dogu Türk Hakanlığı)
hanedanından Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan'dır.
Babası, Sultanü'l-Ulema (Alimlerin Sultani) ünvanı ile tanınmış, Muhammed
Bahaeddin Veled; büyükbabasi, Ahmet Hatibi oglu Hüseyin Hatibi'dir.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan
Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmış Sultânü'I-Ulemâ
1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte
Belh'den ayrılmıştır.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuş burada tanınmış mutasavvıf
Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmışlardır. Mevlâna burada küçük yaşına
rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye
hareket etmiştir. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a
uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile
Lârende'ye (Karaman) gelip Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları
medreseye yerleşmişlerdir.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl
kalmışlardır. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile
Karaman'da evlenmiş bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin
Çelebi adlı iki oğlu olmuştur. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna
bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yapmıştır.
Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu
ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği
altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile
donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu
Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd
idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan
Konya'ya davet edip ve Konya'ya yerleşmesini istemiştir.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228
yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni
ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etmiştir. Mezar yeri
olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçilmiştir. Halen müze olarak
kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolunmuştur.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın
çevresinde toplanmış Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak görmüşlerdir.
Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi
Medresesi'nde vaazlar vermeye başlamıştır.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaşmıştır. Mevlâna
Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştür.
Ancak beraberlikleri uzun sürmemiş Şems aniden ölmüştür.
Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık
1273 Pazar günü vefat etmiştir.
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman
sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün
günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına
ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
MEVLÂNA'NIN ESERLERİ
MESNEVİ
Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük
anlamıyla "İkişer, ikişerlik" demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti
kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir.
Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle Mesnevî'de
büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek konular veya
hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî
tarzı seçilir. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp gider.
Mesnevî her ne kadar klâsik doğu'şiirinin bir şiir tarzı ise de "Mesnevî"
denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevî'si"gelir. Mevlâna Mesnevî'yi
Çelebi Hüsameddin'in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin
söylediğine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini Meram'da gezerken,otururken,
yürürken hatta semâ ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin de yazarmış.
Mesnevî'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278
tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618 dir.
Mesnevî'nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün - Fâ i lün'dür
Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî'sinde, tasavvufî fikir ve düşüncelerini,
birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.
DİVAN-I KEBİR
Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr "Büyük
Defter" veya "Büyük Dîvân" manasına gelir. Mevlâna'nın çeşitli konularda
söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr'in dili de Farsça
olmakla beraber, Dîvân-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiir
de yar almaktadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük dîvân (Bahir) ile Rubâî Dîvânı'nın
bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dîvân-ı Kebîr'in beyit adedi 40.000 i
aşmaktadır. Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile
yazdığı için bu dîvâna, Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Dîvânda yer alan
şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.
MEKTUBAT
Mevlâna'nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerin.e
nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen diıü ve ilmi konularda
ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu
mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi
yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz, bendeniz" gibi kelimelere hiç yer
vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı
kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap
tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflârla hitap etmiştir.
Fİ Hİ MA Fİ H
Fîhi Mâ Fih "Onun içindeki içindedir" manasına gelmektedir.. Bu eser
Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled
tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu
bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme
alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser
aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet
ve cehennem, dünya ve âhiret, mürşit ve mürîd, aşk ve semâ gibi konular
işlenmiştir.
MECÂLİS-İ SEB'A
(Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb'a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın
yedi meclisi'nin, yedi vaazı'nın not edilmesinden meydana gelmiştir.
Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından
not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır.
Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması
kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç
olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis'lerin konuları
bakımından tasnifi şöyledir :
1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3. İnanç'daki kudret.
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.
5. Bilginin değeri.
6. Gaflete dalış.
7. Aklın önemi.
Bu yedi meclis'de, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha
geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna yedi
meclisinde her bölüme "Hamd ü sena" ve "Münacaat" ile başlamakta,
açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale
getirmektedir. Bu yol Mesnevî'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.
|
|